Kelebeğİn Rüyası

Kelebe%C4%9Fin-R%C3%BCyas%C4%B1

Türk sinemasının son yıllarda çıkarttığı en kaliteli işlerden birisi. Favorim hala Vavien, ancak ikinci sırayı Kelebeğin Rüyası’na rahatlıkla verebilirim.

Sinema öncelikli olarak hikaye anlatacak. Benim görüşüm bu. Dolayısıyla sanatsal açıdan çok güçlü ancak bir kısa filmle pekala anlatılacak bir hikayesi olan filmler beni içine çekemiyor. Öte yandan çok güçlü hikayeleri vasat bir görsellikle anlatan filmlere de yazık olmuş diyorum. Yılmaz Erdoğan, Kelebeğin Rüyası ile iki açıdan da beni tatmin etmeyi başardı. Öte yandan sadece şiir ve dostluk temaları üzerine bir film yapılmış olması da çok mutlu etti beni. Çoğu hikayede aşk esas konuyken, bu filmde esas yan hikayelerden biri olarak kalıyor.

Daha filmin açılış sahnesi sinemamız için mihenk taşı olacak kalitedeydi. Aynı etkileyicilikteki bir açılış sekansını Tarsem’in başyapıtı The Fall’da izlemiştim. Daha önce bir Türk filminde tek planla çekilmiş bu uzunlukta bir sahne izlediğimi hatırlamıyorum. Bu kadar figürasyonun olduğu tek plan çekimin zorluğunun altından başarıyla kalkmış ekip. Film ilk büyük artıyı burada alıyor.

kelebegin_ruyasi_5

Gelelim hikayeye. Zonguldak’lı iki şairin gerçek hayat hikayelerini izliyoruz. Hayallerinin peşinden koşarak hayata tutunmaya çalışan iki dost şair, kasabanın zengin ve güzel kızı Suzan için iddiaya giriyorlar. İkisi de birer şiir yazacaktır, kız hangisini beğenecektir? Klişe duyuluyor değil mi? Bana da öyle geliyordu. Ancak şairlerimiz Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu o kadar naifler ki, “Kız senin şiirini beğenirse şiirden anlamıyor demektir, zaten şiirden anlamayan kızla işim olmaz…” diyecek kadar dostlar birbirlerine. Aralarında rekabet yok, aksine birbirlerine sonsuz bir destek ve sevgi var. Aşk işin bahanesi, maksat şiir yazmak. Beni en çok etkileyen de bu oldu hikayede. Ara sıra da Mevlana ve Şems’i getirdi aklıma. Yine bir başka etkileyici kısım Rüştü, Mediha ve Muzaffer’in aralarındaki sımsıcak dostluğu oldu. Odalarını dostlarıyla paylaşacak kadar yardımsever bir çift, öte yandan can dostunun eşini, kendi eşiymiş gibi sahiplenen Muzaffer… Günümüzde artık sahip olmadığımız birçok değeri hatırlattı. Mediha ile Rüştü’nün atışmalarını da büyük keyif alarak izledim. İlkokuldayken hoşlandığımız kızlarla sataştığımız dönemi hatırlattı; belki biraz da bu yüzden.

kelebegin-ru-140544D5

Filmin yan hikayelerini de oldukça başarılı buldum. Bir tarafta yoksulluk, verem salgını, maden işçileri; öte yandan balolarda eğlenen, tenis turnuvaları düzenleyen zengin kesim. Aradaki uçurum çok güzel, hikayenin içine çok başarılı yedirilerek aktarılmış seyirciye. Burada alkışlar Yılmaz Erdoğan’a gidiyor. Aynı zamanda hoşuma giden bir diğer nokta, daha önce duymadığım mükellefiyet yasasını duymuş ve görmüş olmam oldu.

Senaryoyla ilgili bana göre havada kalan iki nokta var. Birincisi Suzan’ın, Rüştü’nün cenazesindeki tavrı. Neden gitti Suzan? Madende yaşadıkları yakınlaşma, filmin gidişatında verilen hava duyguların karşılıklı olduğu yönündeydi. Benim yaptığım çıkarım şu: Suzan şiiri seçerken, Muzaffer’in şiir yazdığını, Rüştü’nün ise aşk mektubu yazdığını düşünüyordu. O yüzden şiiri seçmişti. Muzaffer’i bir aşık olarak değil, bir şair olarak görüyordu ve hayranlık duyuyordu. Oysa ‘esas’ şair ölmüştü. Bunun dışında hikayenin sonuna bir açıklama getiremiyorum. Tamam olmayacak bir ilişkiydi, ancak Suzan, Muzaffer’e bu kadar düşkünken pat diye bitmemeliydi.

Ve yine senaryoyla ilgili ikinci eleştireceğim nokta sonu. Oldukça yavaş akan bir film olmasına rağmen çok hızlı bağlanıyor olaylar. Muzaffer’in yalnızlığına vurgu neredeyse hiç yapılmıyor. Rüştü’nün ölümünden Muzaffer’in ölümüne kadar olan 4 yıllık süreç hiç anlatılmıyor. Bu da senaryodaki önemli sayılabilecek bir eksiklik benim gözümde. Bir kaç dakikalığına da olsa değinilebilirdi.

kelebegin_ruyasi_1

Hemen oyunculuklara gelelim.

Kıvanç Tatlıtuğ’un artık Behlül dönemini kapattığını herkes kabul ediyor. Burada Kuzey’den de efsane bir portre çiziyor Tatlıtuğ. Filmin en iyi performansı.

Mert Fırat’ı bir kaç film ve dizide izlemişliğim var. Başka Dilde Aşk’taki oyunculuğunu aşıp aşamayacağını düşünüyordum fakat inandırıcı bir Rüştü Onur izledim. Rolün hakkını vermiş. Mediha’yla olan sahnelerde özellikle aralarındaki aşkı iyi yansıtmış.

Farah Zeynep Abdullah, kısa göründü ekranda ama güzelliği yetti. Üzerine düşeni yaptı; hafif uyuz, sevmeye ve sevilmeye muhtaç ve çok hasta Mediha karakterini sevdirdi bana. Mert Fırat’la nasıl bir uyumları olur şüpheliydim, hiç sırıtmadılar. İyi bir çift olmuşlar.

Yılmaz Erdoğan, bilindik oyunculuğuyla ekrandaydı. Yeni bir şey göstermedi. Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Zeynep Abdullah’ın performansları arasında sönük bir Necatigil portresi çizdi. Belki de ikinci önemde diyebileceğimiz bir karakter olduğu için…

Belçim Bilgin’i eleştiremiyorum. Eş kategorisinden başrolü kaptığı belli. Ne liseli olduğuna inanmış ne de beni inandırabildi. Bir kere Suzan olamamış. Komple olmamış, ama yukarıda Allah var, güzel kadın. Suzan rolü için çok daha genç bir isim, hatta belki tanınmadık bir yüz şartmış.

Gelelim teknik konulara. Filmin en büyük eksiğine bence ses tasarımıydı. Böylesine büyük bir prodüksiyona yakışmayacak kadar kötüydü. Aslında ses tasarımı yoktu. Aksiyon filmi olmadığı için şart da değildi belki. Oysa gerek maden sahnesi, gerek tenis sahnesinde, hatta belki sanatoryumda öksüren hastalarla ilgili ya da kalabalık sokak sahnelerinde ufak tefek sürprizler yapılabilirdi. Mesela, maden sahnesinde ekranın sağında bir kova kömür boşaltılıyorken gerçekten ses sadece salonun sağından gelecek şekilde ayarlanabilirdi. Bu tip ufak numaraların seyirciyi filmin içine sokmaya çok katkısı olduğunu düşünüyorum.

kelebegin_ruyasi_4

Hazır lafını açmışken, maden sahnesiyle ilgili bir iki eleştirim olacak. Filmin genelinde renk kullanımı çok iyi olmasına rağmen, yeraltındaki sahnede kahverengi tonları yerine, koyu mavi tonlar tercih edilse, yeraltının yarattığı bunalım hissi seyirciye daha başarılı geçebilirmiş. Bunun için güzel bir örnek: October Sky’dır. October Sky’ın siyaha yakın bir lacivert tonları ağırlıklı çekilen maden sahneleri çok daha vurucu, çok daha klostrofobikti. Yine bu sahnede ışık kullanımı da biraz daha güçlü olabilirmiş. Bu etmenlerin yeraltındaki sahnenin vuruculuğunu oldukça azalttığını düşünüyorum.  Belki daha kontrast, oyuncuların yüzünde ağırlıklı olarak gölge oluşturacak ışıklar, daha az renk, daha çok kasvet… Bilmiyorum. O sahne beni yeterince etkilemedi. Eksik bir şey vardı sanki…

Görüntü yönetmeni, Gökhan Tiryaki, muazzam planlar yakalamış; ışık nedir, nasıl kullanılmalıdır konusunda örnek gösterilecek bir film çıkartmış. Hakikaten çok iyiydi. Yapacak yorum bulamıyorum.

Rahman Altın’ın müzikleri kendisine hayran bıraktı. Yer yer Hans Zimmer’in, Ennio Morricone’nin ve Alan Silvestri’nin işlerine yakın tatlar alsam da oldukça özgün ve başarılı müzikleri var. Hollywoodvari, özenli çalışılmış.

Yapımcı BKM olunca ve kostümlerdeki emeği görünce Gülümser Gürtunca dedim, yanılmamışım. Diyecek söz yok. Harikulade iş. Kalabalık bir figürasyon, bir çok değişik meslek grubunun üniformaları gibi bir çok detayı çok titiz çalışmış. Bu büyüklükteki bir dönem filmine yakışır bir sonuç ortaya çıkmış.

Ve Hakan Yarkın. Bu ismi sona bırakmak istedim. Filmde olağanüstü bir sanat yönetmenliği sergilemiş. Muazzam bir set yaratmış. Sanki filmi 1940′larda çekmişler de yeni yayınlıyorlarmışcasına. Mükemmel!

kelebegin_ruyasi_3

Toparlayacak olursak toparlanma evresini geride bırakıp yükselme dönemine giren sinema sektörümüz için önemli filmler arasında yer alacak bir iş. İncelikli, dokunaklı. Uzun olmasına rağmen kendisini izletiyor. Yılmaz Erdoğan’ın ustalık eseri. Kıvanç Tatlıtuğ’un bu filmdeki performansı, onu bambaşka platformlara taşıyabilecek kalitede. Benim takıldığım bir kaç ufak nokta hariç kusursuz bir film. Gidip görün. Pişman olmazsınız.

KÜNYE

Kelebeğin Rüyası
Yapım yılı: 2013
Yönetmen & senaryo: Yılmaz Erdoğan
Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin, Mert Fırat, Farah Zeynep Abdullah, Yılmaz Erdoğan
Görüntü yönetmeni: Gökhan Tiryaki
Sanat yönetmeni: Hakan Yarkın
Müzik: Rahman Altın
Kostüm tasarımı: Gülümser Gürtunca


Mehmet’in notu: 7.6/10

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s